Özgürlüğe giden yolda “Cumhuriyet”

Cumhuriyet, egemenliğin halka ait olduğu ve yöneticilerin belirli süreler için seçimle göreve geldiği bir yönetim biçimidir. Tek kişi egemenliğini reddeden bu sistemin temel ilkeleri; özgürlük, eşitlik, adalet, hukukun üstünlüğü ve demokratik katılımdır.

Eki 28, 2026 - 15:36
Güncellendi: 8 gün önce
0 1
Özgürlüğe giden yolda  “Cumhuriyet”

Özgürlüğe giden yolda

“Cumhuriyet”

Cumhuriyet, halkın egemenliğine dayanan ve yöneticilerin seçimle belirlendiği bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet, siyasi gücün halk ve temsilcileri tarafından paylaşıldığı, monarşi veya tek kişinin sınırsız yetkisine dayanmayan bir devlet yönetim şeklidir. Bu sistemde yöneticiler belirli süreler için seçilir ve halkın onayıyla görevlerini sürdürür. Temel ilkeleri arasında özgürlük, eşitlik, adalet, hukukun üstünlüğü ve demokratik katılım yer alır.

Cumhuriyet kavramı, Antik Roma Cumhuriyeti’ne kadar uzanır. Roma’da Senato ve halk meclisleri, yasaları kabul etme ve yöneticileri seçme yetkisine sahipti. Terim, Latince “res publica” yani “kamusal şey” anlamından türemiştir ve halkın ortak yararına dayalı yönetimi ifade eder.

Eski Yunan’da ise cumhuriyet, yurttaşların kamusal işlere katılımını ve erdemli vatandaşlık anlayışını içeriyordu. Modern anlamda cumhuriyet, 1789 Fransız Devrimi ile yaygınlaşmış ve halkın iradesine dayalı yönetim biçimi olarak önem kazanmıştır.

Ülkemizde ise 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş ve halk egemenliğine dayalı bir devlet sistemi resmen benimsenmiştir.

Cumhuriyetin ilanı, hukuki olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29 Ekim 1923 günü gerçekleşen oturumunda Mustafa Kemal'in hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesiyle Türk devletinin yönetim şeklinin cumhuriyet olarak belirlenmesidir.

Daha geniş anlamıyla cumhuriyetin ilanı, Türk toplumunu çağdaşlaştırmayı amaçlayan Devrimlerinin bir parçasıdır, diğer yenileşme ve reformların da önünü açan bir siyasal inkılap hareketidir

"29 Teşrinievvel 1339 tarih ve 364 sayılı Teşkîlât-ı Esâsiye Kanununun Bazı Mevaddının Tavzihan Tadiline Dair Kanun" ile 1921 Teşkîlât-ı Esâsiye Kanunu'nun altı maddesinde (1, 2, 4, 10, 11 ve 12. maddeler) değişiklik yapılmış; birinci maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:

"Hâkimiyet, bilâkaydü şart Milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir."

23 Nisan 1920 tarihinde, Ankara’da açılan TBMM Hükümeti döneminde kurulan Halk Yönetimi 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in ilanına kadar devam etmiştir. Bu tarihte ise, sadece rejimin adı konmuştur.

Mazhar Müfit Kansu’nun anılarına göre, Mustafa Kemal henüz Erzurum Kongresi öncesinde ileride kuracağı siyasi yönetim biçimini kendisine şöyle not ettirmiştir: “Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır.”

Atatürk, Anadolu’da ki milliyetçi hareketin bağımsız bir cumhuriyete doğru gittiğini Sivas Kongresi sırasında da kongreye gözlemci olarak katılan Amerikalı gazeteciye şöyle ifade etmiştir: “Türkiye savaşı kazanacak, bağımsız olacak ve Cumhuriyeti duyuracak.”

Atatürk’e göre; Cumhuriyet rejimi demek, demokratik bir devlet şekli demektir. Demokratik devletin tüm kurumlarını kurmak ve onları gerektiğince işletmektir. Bunu belirtirken de söylediği sözler yoruma gerek duyulamayacak kadar açıktır.

Der ki: “demokratik cumhuriyete ulaşmak insanlık tarihinde çok uzun zaman almış ve bu süreç içinde büyük acılar yaşanmıştır. Cumhuriyet, son asırlarda büyük medeni milletlerin hesapsız ıstırap ve kandan sonra vardıkları en sağlam devlet şeklidir.”

Atatürk’e göre Cumhuriyet,” Erdem’e dayanır. 1910’larda düşündüğü, 27 Eylül 1923 tarihinde Hâkimiyeti Milliye gazetesinde yayımlanan demecinde açıkladığı, düzenli girişimlerden sonra kendisinin hazırladığı anayasa değişikliğinin benimsenmesiyle yaşama geçen bir erdemdir ve temeli kültürdür.

Cumhuriyetin koruyucuları ise etnik ve dinsel özelliklerini söyleme özgürlüğü içinde “Ne mutlu Türk’üm” diyebilen her yurttaştır. Düşüncesi, vicdanı ve bilgisi özgür gençlik yetiştirmeyi amaçlayan cumhuriyet, ulusal kimliğimizin de yasallaşmasıdır.

 

 

Cumhuriyet, Millî bir devletin varoluş nedenini ortaya koyar. Ona şekil ve nitelik kazandırır, ruh verir. Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluş nedeni, millî de­ğerleridir. Çünkü bu değerler sonucunda millet mü­cadelesi başarıya ulaşabilmiş, istiklal ve bağımsızlık kazanılmış, hürriyet içerisinde Türk toplumu, kendi­sini bütün insanlık âlemine kabul ettirmiştir.

Türkiye Cum­huriyeti vatandaşı olmak, her şeyden önce milli de­ğerlere sahip olmakla mümkündür ve sahip olmakla devam eder.  Cumhuriyet, Türk toplumunu, ümmet olmaktan kurtararak ulusa kavuşturmuş, bireyi yurttaş konumuna yükseltmiştir.  Cumhuriyet, çağdaşlaşmanın temeli olan laiklik ilkesini benimsemiş, din konusunda bireyin vicdanındaki kutsal inancın korunmasını sağlanmıştır. Cumhuriyet, laiklik ilkesiyle Türkiye, çağdaş uygarlık yarışına katılmıştır. Cumhuriyet, "demokrasinin en çağdaş mantıksal uygulamasını sağlayan bir devlet biçimidir.

Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Cumhuriyet’in ilanı, sadece bir bayram günü seçimi değil, derin bir strateji ve mesaj içeriyordu. Atatürk, milletin Mondros Mütarekesi ile teslimiyet altına girdiği dönemi 5 yıl olarak görmek istememişti. Bunun yerine 4 yıl 364 gün esaretin ardından cumhuriyetin ilan edilmesini sağlayarak hem sembolik hem de psikolojik bir mesaj vermeyi tercih etti.

Cumhuriyetin ilan tarihi aynı zamanda bir uluslararası mesaj niteliği taşıyordu. Atatürk, mağrur ve galip batılı devletlere adeta şöyle seslenmişti:

“Ben 30 Ekim’i tanımıyorum. Sizden bir gün öndeyim. Siz 29 Ekim’i tanıyacaksınız.”

Bu mesaj, sadece bir tarih seçimi değil, aynı zamanda bağımsızlık ve irade beyanı olarak kayıtlara geçti. Atatürk, Türk milletine yeni bir rota çizerken, binlerce yıllık tarih bilincini dikkate alarak adımlarını attı. Onun tercih ettiği tarihler, yalnızca gün veya ay değil, birer şuur, birer mesaj ve birer ruh çağrısı olarak değerlendiriliyor.

 

 

Cumhuriyet, 19 Mayıs 1919’la başlayan süreçte, Amasya, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile gelişen, 23 Nisan da “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözü ile olgunlaşan, 30 Ağustos Kurtuluş Savaşı Zaferi ve 29 Ekim 1923 tarihi ile taçlanan, ilelebet devam edecek olan bitmeyen şarkımızdır.

Cumhuriyet nasıl anlatılabilir ki; bir var olma mücadelesi ve yaşam tarzıdır. Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sonsuz özlem ve saygının en büyük halkasıdır.  Ekim ayının en güzel haftasında 103. Yılını kutlayacağımız Cumhuriyetimizin doğum günü kutlu olsun.

Yaşasın Cumhuriyet, kutlu olsun Cumhuriyet yolu ve Ülküsü…

“Cumhuriyet, Türk milletinin refah ve yükselmesi yolunda yüzyılların görmediği başarılara erişti. Milletin eğilimlerini ve gereksinimlerini bularak ve öğrenerek onun refah ve gelişme gereklerini gerçekleştirmekte cumhuriyetin az zamanda elde ettiği sonuçlar, cumhuriyet yönetiminin milletimize hazırladığı geleceğin daha ne kadar parlak olduğunu tahmin ettirmeye yeterlidir. Asla şüphe yoktur ki, cumhuriyetin gelecek evlatları, bizden daha çok refaha erişmiş ve mutlu olacaklardır.”

Mustafa Kemal ATATÜRK.

Yararlanılan Kaynaklar: https://www.marasbugun.com.tr/, https://www.bing.com/, https://www.cumhuriyet.com.tr/, https://atamdergi.gov.tr/, https://ayk.gov.tr/, https://tr.wikipedia.org/, Ali Yurtseven Tarih yazıları Günlüğü.

Ali Yurtseven

29.10.2026

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Sinirli Sinirli 0
Ali Yurtseven

Ali YURTSEVEN Ben 1967 yılında Ankara da doğdum. Aile Büyüklerimiz ve Dedelerimiz Balkanlardan (Babamlar Selanik-Makedonya Üsküp ve Ohri, Annemler Kosova İpek Şehrinden) 1950 yılında Türkiye’miz yani Ana Vatanımıza gelmişlerdir. Göçmen bir ailenin evlatlarıyız. Eğitim Dönemim Ankara da geçti. Üniversite eğitimimi Eskişehir Anadolu Üniversitesi İkt. ve İd. Bil. Fak İktisat Bölümünde tamamladım. Daha sonra iş hayatım başladı. Devlet işinde 30 yıllık bir çalışmadan sonra yönetici (şube Müdürü) olarak emekli oldum. Ailemle birlikte Ankara da yaşamakta olup, evliyim ve iki tane çocuğum vardır. Kendimi bildim bileli doğa ile uğraşmayı, yürüyüş yapmayı, tarihi yerler ile müzeleri gezmeyi, kitap okumayı, gerçek olaylara dayanan öyküler yazmayı, gözlem yapmayı, fotoğraf çekmeyi ve defterime küçük ve kısa yazılar ile notlar almayı yaparım. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı İLESAM, GESAM Meslek Kuruluşları ile Türkiye Yazarlar Birliği, Türk Dünyası Balkan Türkleri Destekleme ve İş birliği Derneği Bal-Des üyesiyim. Ayrıca hem kurumumda çalışırken hem de Başkent Üniversitesi Bedam Enstitüsünden Koçluk Eğitimi programlarını bitirdim. Yaratıcı yazarlık, Şiir ve Öykü yazarlığı konularında akademik sertifika program eğitimi aldım. Yayınlanmış Hüznü Kıran Umutlar adlı şiir kitabım ile Sabahın Kokusu adlı Hikâye kitabım mevcuttur. Yeni kitabım bu yıl sonuna kadar yayınlanacaktır. Edebiyat, Sanat ve Profesyonel Koçluk konularında yayınlanmış makale ve yazılarım ile seminer ve atölye çalışmalarımda devam etmektedir. İç yolculuğumda çıktığım yolda kendime Şair/Yazar/Profesyonel Koç ve bir bütün olarak Mentor diyebilirim.

Yorumlar (0)

User