Sorulacak Çok Şey Var. Peki Ben Neden Soruyorum?
Çalışma hayatında kâğıt üstünde her şey var; peki sahada? Yakup Hakan Coşkun, yeni yazı dizisinde çalışma hayatına dair doğru soruları sormaya ve cevapları okurla birlikte anlamlandırmaya çalışıyor.
Bugün ilk soru, biraz da kişisel: Ben neden soruyorum?
Sait Faik, bir daha yazı yazmamaya kendi kendine söz verdiğini anlatır, sonra o meşhur cümleyi kurar: "Yazmasam deli olacaktım." Benim cevabım da aşağı yukarı bu: Sormasam deli olacaktım.
Çalışma hayatında soru sormak kolay değil. Çırak ustasına, işçi patronuna, işveren devlete bir şey sorduğunda cevap çoğu zaman aynıdır: "Kural böyle." Kural da çoğu zaman yerindedir. Kâğıt üstünde her şey var: kanun var, yönetmelik var, standart var, belge var. Bu köşede o kâğıdın sahada neye dönüştüğünü soracağım.
Neden ben?
İŞKUR'da aktif işgücü programlarında; Mesleki Yeterlilik Kurumunda mesleki yeterlilik uzmanı ve yönetici olarak meslek standartları ve yeterliliklerin mevzuatının hazırlanmasında, uygulanmasında, belgelendirme süreçlerinin denetiminde ve takibinde çalıştım. Bir dönem işçi sendikası temsilcisiydim; bugün işverenim. Yani masanın her tarafında oturdum: kamuda, çalışanın yanında ve şimdi işverenin sandalyesinde. Tecrübelerim bana şunu öğretti: Sorunların önemli bir kısmı kötü niyetten değil, kimsenin sormadığı sorulardan, doğru soruyu sorup sorunu birlikte çözmeye çalışmamaktan doğuyor.
Kimin yerine soruyorum?
Soruları yalnızca kendi adıma değil, kendimi başkalarının yerine koyarak soracağım. Meslek seçmeye çalışan öğrencinin, on beş yaşında bir işyerine çırak olarak giren çocuğun, iş arayan gencin, yirmi yıllık ustanın, ay sonunda maaşları ödemeye çalışan işverenin, emekli aylığının neye yettiğini hesaplayan emeklinin yerine. Elimden geldiğince.
Çalışma hayatı işe girdiğimiz gün başlamıyor, emekli olduğumuz gün de bitmiyor. Okul sıralarında da, iş ararken de, çalışırken de, emeklilikte de onun içindeyiz. İşsiz bir gencin ailesi de, çalışan bir annenin çocuğu da bu hayatın bir parçası. Bu köşede yolun her durağına bakacağım. Sorunlar çoğu zaman durakların kendisinde değil, birinden ötekine geçerken çıkıyor: okuldan işe, işsizlikten işe, bir işten ötekine, işten emekliliğe.
Nasıl soracağım?
Her yazı kısa bir soruyla açılacak. Sonra kâğıda bakacağım: Kanun ne diyor, yönetmelik ne diyor? Ardından sahaya: Çarşıda, atölyede, fabrikada, okulda işler gerçekte nasıl yürüyor? Başka ülkelere de göz atacağım; aynı derdi bizden iyi çözenlere de, bizden kötü durumda olanlara da. Almanya'da bir usta nasıl yetişiyor, bir Balkan ülkesinde asgari ücret nasıl belirleniyor, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) ya da Avrupa Birliğinin koyduğu kurallar gündelik hayatta neye karşılık geliyor? Hepsini akademik ağırlıktan uzak, çay ocağında anlatır gibi anlatmaya çalışacağım. Yalnızca eleştirmeyeceğim, bir de öneri getireceğim; o öneriye yapılabilecek en güçlü itirazı da sizden önce ben yazacağım. Kimseyi suçlamak için değil, görmezden gelineni masaya koymak için.
Sorulacak çok şey var
Her yazının sonunda sorular olacak, ama tek bir adrese değil: bakanlıklara ve kurumlara, işverenlere ve sendikalara, ustalara ve çıraklara, öğrencilere ve velilere. Bazen de hepimize. Çünkü çalışma hayatı yalnızca devletin ya da patronun meselesi değil; çalışanın, iş arayanın, emeklinin ve onların ailelerinin, kısacası bütün toplumun meselesi.
Bir soru da sizden. Çalışma hayatında aklınıza takılan, kimseye soramadığınız ya da sorup cevap alamadığınız bir şey varsa yorumlara ya da yhcoskun@gmail.com adresine yazın; adınızı yazmak zorunda değilsiniz. Belki bu köşenin yeni sorusu sizinkidir. Her hafta salı günü yeni bir soruyla yeni bir sorunu tanımlamaya, her şeyin adını koyamasak bile yolunu çizmeye çalışalım.
Ben neden soruyorum? Çünkü sorulacak çok şey var.
Sıkça Sorulan Sorular
Tepkiniz nedir?
Beğen
5
Beğenme
0
Aşk
0
Komik
0
Vay
0
Üzgün
0
Sinirli
0
Yorumlar (0)